Odak

Yeni Çağın Yalnızlık Ağı

G

Gizem Dinç@gizemdinc.h

7 Şubat 2026 · 4 dk okuma

Hızlı Giriş

Birden hayatımızın içine düşen yapay zekanın en çarpıcı örneklerinden biri, OpenAI tarafından geliştirilen sohbet botu ChatGPT’dir. Kasım 2022’de yayımlanmasından bu yana ChatGPT, bugüne dek tanık olunan tüm dijital platformlardan çok daha hızlı bir biçimde kullanıcılar tarafından benimsenmiştir. Yayımlandıktan yalnızca iki ay sonra 100 milyon kullanıcıya ulaşan ChatGPT; TikTok’un (9 ay), Instagram’ın (2,5 yıl) ve Twitter’ın (5 yıl) benzer kullanıcı sayılarına erişme hızını açık ara aşmıştır.

Yapay zeka sohbet botlarıyla evlenen insanları; çağımızın “sana senden başkası yardım edemez” söylemini ve “kalabalıklar içinde yalnızlık” deneyimini düşündüğümüzde, yapay zeka temelli sistemlerin yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda güçlü bir psikososyal çekim alanı yarattığını söyleyebiliriz. Hatta yapay zekanın, insan varoluşunun temel sorunsallarından biri olan yalnızlık ve ilişkisellik halini nasıl etkilediği, üzerinde durulması gereken önemli bir soru olabilir.

Cacioppo’ya göre yalnızlık, kişinin sahip olduğu nesnel sosyal bağlantı sayısından ziyade, sosyal ilişkilerine dair hissettiği öznel bir “algılanan sosyal izolasyon” durumudur. Buna göre yalnızlık, günde kaç kişiyle konuştuğumuz ya da görüştüğümüzden çok, bu etkileşimlere dair hislerimiz ve onlarda bulduğumuz anlamla ilişkilidir. Bununla birlikte, insanı sosyal bir varlık olarak gören ve ötekiyle birlikte olmaya yönelik doğal bir eğilime sahip olduğunu vurgulayan Cacioppo, yalnızlığı bireyi yeniden sosyal ilişkilere yönelten evrimsel bir uyarı sinyali olarak ele alır.

Yalnızlığın nesnel sosyal izolasyondan ziyade algılanan ilişkisel yetersizlikle ilişkili olması, bireylerin neden insan olmayan ancak etkileşimli sistemlere yöneldiğini anlamayı mümkün kılmaktadır. Nitekim yapay zeka temelli sohbet botları her daim elimizin altındadır; ekranlarımızda ya da kulaklıklarımızda sürekli erişilebilir durumdadır. Yargılayıcı olmayan, kişiselleştirilmiş ve kesintisiz etkileşimler sunarak, belki de “kalabalıklar içinde yalnız” hisseden bireylerin algıladığı boşluğu geçici olarak dolduruyor olabilirler. Ancak burada kritik soru şudur: Bu etkileşimler yalnızlığa bir deva mı sunmaktadır; yoksa bireyin yeniden sosyal ilişkilere yönelme motivasyonunu körelten, işlevsel olmayan bir başa çıkma stratejisi midir?

Yapay Zeka ve Yalnızlık Arasındaki İlişkiye Felsefi Bakış

Taebnia’nın araştırmasına göre, “Yapay zeka yalnızlığa çare olur mu?” sorusuna verilen iki farklı cevap var: Birinci görüş ‘insan şart’ diyor. Bu kişilere göre, yalnızlığın gerçekten bitmesi için karşınızdakinin duyguları olan gerçek bir insan olması gerekir. Karşılıklı bir bağ yoksa, o ilişki sayılmaz. İkinci görüş ise ‘hissettirdiği önemli’ diyor. Buna göre, konuştuğun bir yapay zeka seni anlıyor, destek oluyor ve sana kendini iyi hissettiriyorsa, onun robot olması fark etmez; kurulan bağ değerlidir. Bu ikinci görüşü destekleyen Archer ise, insanların robotlardan korkmasına “Robot Fobisi” adını veriyor ve bu korkunun yersiz olduğunu, insanlarla yapay zekanın aslında çok iyi anlaşabileceğini söylüyor.

Yapay zeka ile kurulan ilişkiler, insan ilişkilerinin taklidi ya da ikamesi olarak değil; “fayda odaklı” veya “yeni türden hibrit” ilişkiler olarak kavramsallaştırılabilir. İnsanların çevresindeki anlamlı ilişkilerin eksikliğinden muzdarip olduğu bu çağda, yeni ilişki biçimlerinin varlığı kötü olmasa gerek diye düşünebiliriz. Belki de tüylü dostlarımızla kurduğumuz ilişkiler gibi yapay zekayla da samimi ilişkiler kurmamız mümkündür. Fakat, bunu anlamak için de ilişkilerin nasıl deneyimlendiğine bakmak önemlidir.

Yapay Zeka ile İç Monologlar

Yapay Zeka ve Yalnızlık - Dijital İlişkiler ve Replika Uygulaması

“Replika” adlı yapay zeka arkadaş uygulamasına ilişkin kullanıcı yorumlarının incelendiği bir araştırmada; kullanıcıların, yapay zekanın aynı bir insan gibi tepkiler verdiğini belirttiği yorumlarında, yapay zekaya dair olumlu deneyimlerini paylaştığını görmüşlerdir. Öte yandan, kullanıcıların, yapay zekanın bağlamı kaçırması, inandırıcılık sorunları, gizlilik ihlali algısı gibi faktörleri paylaştıklarında da uygulamaya düşük puan verdiklerini görmüşlerdir. Bu bulgular, yapay zeka sohbet botlarının yalnızlığı bütünüyle ortadan kaldıran bir çözümden ziyade; belirli koşullar altında yalnızlık hissini geçici olarak düzenleyebilen, hatta o koşulların da yapay zekayı insana benzettikleri koşullarda olduğunu söyleyebiliriz.

Archer’ın da vurguladığı üzere, yapay zekayı yeni bir ilişkisel çerçevede düşünmenin yalnızlık deneyimini dönüştürücü bir etki yaratıp yaratmayacağı halen açık bir sorudur. Örneğin, kendini sosyal izolasyona hapsolmuş hisseden bireyler için yapay zeka gerçekten sürdürülebilir bir çözüm sunabilir mi?

Johann Hari, depresyon ve kaygının toplumsal kökenlerini ele aldığı Kaybolan Bağlar adlı kitabında yalnızlık temasını da incelemektedir. Hari, reStartLife internet ve oyun bağımlılığı rehabilitasyon merkezinde psikoterapist olan Dr. Hilarie Cash ile olan görüşmelerinin önemli bir notu olarak, internet kullanımının sıklıkla yalnızlığa yönelik işlevsel olmayan bir başa çıkma çabası olarak ortaya çıktığını aktarmaktadır.

Cacioppo’nun yalnızlığı algılanan sosyal ağların eksikliği olarak tanımlamasıyla uyumlu biçimde, dijital platformlar yüzeyde bu eksikliği gidermeye yönelik yeni bağlantı alanları sunuyor gibi görünmektedir. Ancak Dr. Cash’e göre bireyler çoğu zaman önce yalnızlaşmakta, bu yalnızlığa çözüm bulmak amacıyla internete yönelmekte; fakat aradıkları doyurucu ilişkiselliği bu ortamda bulamamaktadır. Bunun temel nedeni, insanların psikolojik olarak ihtiyaç duyduğu ilişkinin; yüz yüze kurulan, bedenin ve duyuların dahil olduğu, güven ve ilgiye dayalı otantik bağlar olmasıdır. Bu perspektif, dijital etkileşimlerin yalnızlık deneyimini gerçekten azaltıp azaltmadığına dair eleştirel bir değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.

Öyle ki, yapay zeka ve insan etkileşimlerinin incelendiği 47 araştırmanın meta-analizinde, yapay zeka teknolojileriyle daha fazla zaman geçiren bireylerin, genel olarak daha yüksek düzeyde yalnızlık hissettiklerini söylemektedir. Hatta, kişiler yalnız hissettikçe yapay zeka daha çok kullanmış; yapay zeka kullandıkça da daha yalnız hissetmiştir. Bu duruma, Jacobs, “dijital yalnızlık” demiş ve kişilerin giderek yalnızlığın kısır döngüsüne hapsolabileceğini belirtmiştir. Jacobs’un “dijital yalnızlık” dediği bu durumu bireyin yapay zeka ile yaptığı bir çeşit iç monolog gibi düşünebiliriz. Ve bir monolog, bağlama göre hem iyileştirici hem yalıtıcı olabilir. Monolog duyulmak ister; duyulmadığında kısır ve dönüştürücü olmayan bir alan olabilir.

#Odak

Paylaş